Bugun...

SON TREN

 Tarih: 25-09-2018 22:25:00
Master Theater

Koşa koşa geldiği tren istasyonunda dış tavanda asılı saatin henüz 23:25’i gösteriyor olması geç kalmış olduğum korkusunu biraz olsun hafifletmiş ve  derin bir nefes almamı  sağlamıştı.Zira son trenin gelmesine daha 5 dakika vardı.

-Şükür Allah’ıma yetiştim, diyerek gece soğukluğuyla buz kesmiş demirden bir banka oturdu.Bank’ın soğukluğu koşmasına ilave birazda korkusundan ateş basmış ve de terlemiş vücudunu biraz olsun serinleterek aslında  iyi de gelmişti.Hasta olabilirim düşüncesi  şöyle bir aklından  geçti ama bunları düşünecek zamanda değildi.Beklediği tren her an gelmek üzereydi.Aceleci tavırlarla önce   tren garının  tavanında asılı kocaman saati sonrada belki saat yanlış olabilir diye kolundaki  ince narin taşlarla süslü yaş günü hediyesi saatini bir kez daha kontrol etti.Gerçi kendi kol saati diğer saate nazaran  1 dakika ileri olsa da henüz trenin gelmesine 2 dakika vardı. Saniyeler ilerledikçe nefes alış-verişleri  sakinleşmiş, teri soğumuştu. Yavaş yavaş istasyonun soğukluğunu  ve kimsesizliğini  hissetmeye başlamış ve bir an ürperti sarmıştı tüm vücudunu.Hemen ayağa kalktı ve  beyaz mantosunun yakalarını  kaldırdı.Şimdi üşüdüğünü hissettiği  ellerini ceplerime sokarak sağa sola yürümeye başladı.Koca istasyonda bir tek o vardı ve sadece onun  ayak sesleri duyuluyordu.Bu yalnızlıkla başlayan korkusunu biraz olsun yenebilmek  ve birazda cesaret almak için tren garı şefinin oturduğu gişeye yöneldi.”Gar şefi “yazan levhanın önünde durduğunda, küçük demir parmaklıklar arkasındaki pencereden gördüğü emekliği gelmiş bir görünümde ve saçları ağarmış göbekli  gar şefi hafiften koltuğunda geriye kaykılmış, yarı uykulu gözlerle kestiriyordu.

-Son tren tam vaktinde gelir mi? diye sordu hafif bir sesle.Adam birden gözlerini açtı, hemen doğruldu ve adeta görev başında uyurken amirine yakalanmış memur edasıyla biraz şaşırmış biraz da panikle şapkasını ve ceketini düzeltirken,

-Gelir efendim, gelir diyerek cevap verdi.Daha sonrada ekledi:

-Özür dilerim hanımefendi, siz hangi  treni bekliyorsunuz?

Bu soru karşısında şaşırma sırası ondaydı.

-E,şey…23.30 da Ankara’dan gelecek yolcu trenini…

-Haa! O trenin  gelmesi 10 dakika rötarlı olabilir.

-Anlamadım?

-Yani 10 dakika geç kalabilir hanımefendi ,diyerek “rötarlı olabilir”, cümlesine açıklık getirdi.

Bu onun  için iyi bir haberdi.Kısa da olsa bu 10 dakika hem kendisine bir çeki düzen vermesine   hem de gelen misafirine karşı ne konuşacağını ve nasıl davranacağının provasını yapmasına iyi bir fırsat tanıyacaktı.Bu nedenle hemen bayanlar tuvaletine giderek, elimi yüzümü yıkamalıyım ve de makyajımı tazelemeliyim diye düşündü.Hızlı adımlarla lavaboya yürüdü.Yerler mermer, duvarlarda taşla kaplı olduğundan ayak sesleri öyle bir yankı yapıyordu ki adeta korku filmi izliyor gibiydi.Tam lavabo kapısından girerken gelmekte olan trenin uzun uzun çalan ve korna sesiyle tekrar irkildi.Artık belki de haftalardır silinmemiş bir ayna önünde saçlarımı ve makyajımı  kontrol edecek  zamanı yoktu.Trenin gara girme sesiyle kendisini lavabo dışına attı.Bundan sonra ne yaptığımı ne ettiğimi bilmiyordu.Ancak  koşar halde olduğunu garın  büyük boy ahşap kapısının camından kendisini gördüğün de anladı.Hem koşuyor hem eteğini hem mantosunu düzeltiyordu.

Tren gara hızla yanaşırken nefes alış verişleri değişmiş kalp atışları hızlanmıştı. Allah’ım!Küçücük dediğim kalbim ne kadarda büyükmüş dedi kendi kendine..Şimdi kalbinin çarpıntı seslerini  bile duyuyordu .Gözleri kararıyor adeta, hiçbir şey göremiyor, duyamıyordu.Heyecan ve korku her yanını sarmış.ağzı kurumuştu.Aynı anda  ve üşüme duygusunu kaybetmiş olmalı ki vücudunu tekrar ateş basmıştı.Trenin ne kadar asaletle ne kadar vakur bir şekilde   istasyona yanaştığını  daha önceden defalarca görmüştü ama  o gün ne gördü ne hissetti.Tek  görmek istediği onun için uzaklardan gelecek olan beyaz atlı prensi ,biricik yari, özlemi,aşkıydı .

Dışarıda Tren gara yanaşmış ve uzun bir yoldan gelmiş olmanın sıcaklığı ve bacasından çıkardığı duman kokusu her tarafı kaplamıştı.Tren vagonlarında yolcuların inmek için vagon kapılarına yöneldiği  vagon pencerelerinden gözükmeydi.Ancak beklediği  kişinin hangi vagonda olduğunu görmek son derece imkansızdı..Şimdi kırmızı renkte ve üzerinde büyük harflerle TCDD yazılı lokomotiften makinist kafasını çıkarmış az önce kendisinin konuştuğu gar şefiyle hoş bir sohbete  başlayadursun yolcu  vagon kapıları açılmış inen yolcularla ortalık bir anda ana baba gününe dönmüştü.

Ama O gün tesadüf mü dür bilinmez kimsenin karşılayanı yoktu etrafta; tabii ondan  başka.Ellerinde valiz, çanta ve onun için o an anlamsız olan bir sürü şeylerle ayrılıp gittiler aceleyle…

Şimdi herkes inmişti ama  aylar boyu beklediği ve “son  trenle geliyorum” diyen özlemi hasreti neredeydi acaba.Belki de bir köşeye saklanmış az sonra kendisinin gözlerini kapayarak “süpriiiz “diye seslenecekti.Uzun süre beklemesine rağmen ne bir gelen giden nede kendisine sürpriz yapacak şahıs yoktu ortalıkta.. Yoktu işte yoktu.Bir daha mı aldatılmıştı yoksa ?Yine mi hayalleriyle biri daha oynamıştı.

Allah’ım gerçektende gelmedi işte !..Bumuydu ümitle beklediğim, gelecekte hayallerimi süsleyecek  beni saracak sarmalayacak omzuna başımı yaslayıp ağlayacağım   kişiyi getirecek  son tren diyerek ağlamaya başladı. Sonra birden tren korna çalıp hareket etmeye başladı.İşte tekrar hareket etmişti  ve  gidiyordu kırmızı lokomotifli tren.;hem de hiç bir soruya cevap vermeden;İçinde olmayanı indirmeden..O ağlayan gözleriyle  şaşkın korkulu ve de ne yapacağımı bilemeden tren arkasından bakarken yoğun bir mazot dumanından zar zor gördüğü tren garı şefi  yanına gelip:

-Hanımefendi  bu son yolcu treniydi.Eğer beklediğiniz kişi gelmediyse burada beklemenizin bir anlamı yok.Evinize bir an önce dönün ki son belediye otobüsünü de kaçırmayın;Aksi takdirde gece tarifesiyle taksi tutarsınız,diyerek uzaklaştı.

O yine yapayalnız kalmıştı.Oturdu kaldı bir yere.Önce sinirinden midir nedir biraz alaycı gülmek geldi içinden..İnsan olurda bu kadar mı cahil olurdu.Daha önce yaşadın bunu be kadın, sana söz verip de gelmeyen  sanal alemin  erkeğini tanıdın gördün, bu ikincisi neyin nesi be kadın? diye sordu kendi kendine defalarca. Ama suç benim değil ki . Ah bu içimdeki beni derinden yakan aşk, ah bu gözlerimi kör eden sevda, beni ne hallere koydunuz dedi kendi kendine..

 Aldatılmışlığın, yıkılmışlığın ve bir kez daha kaybetmişliğin  verdiği ızdırapla sağa sola yalpalayarak  nereye gittiğini bilmeden yürümeye başladı..

Şimdi Kendinden utanıyordu.Dışarıda ki imrenilen hayattan, sevdalardan ve sevgi sözcüklerinden iğrenir hale gelmiş ve  kusmak üzereydi. Gözlerinden bardaktan boşanırcasına akan yaşlara hakim olamıyordu. Niçin ve kim için ağladığını  bilmiyor ve sadece ağır adımlarla anlamsızca yürüyordu.

Uzaktan yaklaşan yine bir tren ve düdüğü.Büyük bir gürültüyle ve hızla  gara giren bir yük treni bu.Vagonlarda ne yüklü bilmiyor ve  ,görmüyordu. Ani bir hamleyle kendisini rayların üzerine bıraktı.Yavaşlamış olarak yaklaşan tren acı bir fren sesıyle durmaya çalıştı ama çok geç kalmıştı.

Biraz sonra tren garı  görevliler ambulanslar polis arabaları gazeteciler ve  meraklı  vatandaşlarla  hınca hınç dolmuştu.Gecenin bu vaktinde intihar eden bu kadın kimdi, neyin nesıydı niye intihar etmişti? herkes bu sorunun cevabını birbirine sorarak almaya çalışıyordu.Ancak Bunca kalabalığın arasından tek bir feryat yükselmekteydi .Oda Tren rayı üzerindeki  cesede sarılarak ağlayan yük treni makinistinin sesıydi.

-Arzu! Arzuu! İşte geldim.Aç gözlerini ve bana bak.Sana söz verdim ve geldim.Ama Geç kaldığım için özür.Hem de binlerce özür.Ben Murat.Umarım beni bağışlarsın biricik aşkım umarım beni bağışlarsın.Çünkü sana daha önce yük treni makinisti olduğumu söylememiştim…

  Bu yazı 534 defa okunmuştur.
  YORUMLAR YORUM YAP | 0 Yorum
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  • BUGÜN ÇOK OKUNANLAR
  • BU HAFTA ÇOK OKUNANLAR
  • BU AY ÇOK OKUNANLAR
YUKARI